Işın Kılıcı, Hafıza Diskini kesebilir mi?


Enteresan bir hazırlık var, yazı karışık bir kafadan çıkanların toplamı olacak.

Bunları hep yanyana koymak istedim. Tabi şimdi dediğimi yaptığıma göre, ikinci basamak olan tam boy posterlerini evin duvarına asmak var.

1977’nin Star Wars getireceğini Lucas’tan başkası biliyor muydu acaba?
Ya Jedi dinini Papa’nın karşısına dikeceğini?
Peki ya aradan geçen 35 sene boyunca sürekli artarak, durmadan büyüyerek enteresan bir fan-atik- kitlesine sahip olacağını?

Star Wars’ı “herifler ne film yapmış ama, o tarihte efektlere bak arkadaş” noktasına getirmeyeceğim kesinlikle. Benim merak ettiğim asıl nokta Tron.

82’nin Tron’u getireceğini Lucas dışında belki kimse bilemezdi diye düşünüyorum. Bana göre her iki filmin de insanların kalplerinde ve beyinlerinde kalıcı izler bırakmasının sebebi de bu oldu zaten. Lucas’ın kurguladığı sanal evren, insanlardaki uzay ve bilim inanışını kökten saptırdı. O zamana kadar Star Trek -Uzay Yolu- ve Space: 1999 -Uzay: 1999- ile anımsanan çirkin yaratıklar, türlü lazerler, çılgın uzay mekikleri hep geçici şeylerdi. Bizim en yakın metalik tanışıklığımız adını ezberlediğimiz Starship Enterprise -Atılgan- idi ki onun da dış şekli dışında sadece bir koridor, bir de kaptan köşkünden ibaret olduğunu sananların sayısının pek de az olduğunu düşünmüyorum.
Lucas’ın bize verdiği aslında bunların hiç değişmemiş soğuk metal figürleri, bir de bu metal figürlerden ayrıştırılmış yaşam formları oldu. İnsanlar hep Dünya’dan uzaya bakıyorlarken, bir anda Dünya ortadan kayboldu ve uzayın bir yerinde, uzayın başka bir yerine bakar buldular kendilerini. Türlü yaratıkların, çift güneşlerin aydınlattığı gezegenlerin ortasında gene çiftçilik vardı düzenli işleyen, lazer silahlarının herkesi öldürebileceğini söyleyenlere karşı Light Saber’lar -ışın kılıcı- ile dikildi beyzadem. Belki bu ufak farklılıklardı işte onu diğerlerinden önde tutan. Bunlardı 5 sene sonra gelen Tron’u güzel yapan.

Bir Tron fanatiği olarak, dönemin Disney’inden böyle bir şeyin çıkmasını gerçekten  beklemiyormuşum aslında, onu fark ettim düşününce. Tabi yapımdan bahsetmiyorum, fikirlerden tartışma açmak istiyorum. Zira o tarihe kadar çizgi filmler dışında Disney’i “geliştiren” iki yapım oldu, onlar da Tron’un taşlarını yerine oturtmasını sağladı diye düşünüyorum. Black Hole ve Dragonslayer’a buradan saygılar. Hiç olmadıysa bile Dragon slayer’ın posteri ilham vermemiş midir?

Öncelikle şunu unutmayalım ki Star Wars’un bize verdiği, karışık bir yapı da olsa gene iyi ile kötünün amansız mücadelesi.
Tron ise onca sene önce, hala bilim dünyasının en çok tartıştığı konu olan yapay zeka ile uğraşma cesaretini gösteriyordu. İşin içinde iyiler ya da kötüler yoktu, sadece doğrular ve yanlışlar.
Eğer bir sisteme işleyişi doğrultusunu belirtecek bir emir verirseniz,  onun doğruluunu ya da yanlışlığını irdelemez. Zaten kod düzeyinde doğru ya da yanlış yoktur aslında. Sadece işleniş biçimi mantığı vardır. Sen eğer girişi yaparken “hatalı gördüğün yerleri düzelt” dersen, nasıl düzeltileceğini programa bırakmış oluyorsun. Onun yaptıklarından da sorumlusun denilebilir. Ne zaman ki yazılımı günceller, dallandırır, farklı tepki mantıkları girmeyi akıl edersin, o zaman yeni sonuçlara ve daha tutarlı cevaplar almaya başlayacaksın demektir. Tron’un da bu zekyı işleyişi üzerine belki onlarca sayfa yazılabilir. Zira o dönem Amerika’nın bilgisayar çağı idi. Yeni aygıtlar, modüller, sistemler dizayn ediliyor ve “merak”, sistemdeki pastadan film endüstrisinin akıllıca bir parça alabilmesi için doğru hareket etmesini sağlıyordu. Bir sürü saçma sapan kopya filmin arasından sadece Tron’un mantığının hatırlanması şans değildir sanırım?

Tron’u Star Wars’tan ayıran ikinci başlığım çok katmanlı yapısı. Tek bir konu ve karakter yerine, birden çok katman ve konu anlatılması onu benim gözümde değerli kılıyor. Dış dünya, üç boyutlu tarama lazeri, lazerin sizi koyacağı dijital arayüz, arayüzün içindeki programcıklar, programcıklarla dışarıdan gelen kodun iletişimi, bu iletişimleri düzenlemek için gereken güvenlik modülleri ve tümünün haberleşmesini sağlayan iletişim gemileri. Filmi tekrar izleyin ve bunlara dikkat edin. Her birinin farklı bir yaşamı var ve filmin devam edip etmemesi onların umurunda değil. Her katman birbirinden farklı ve Flynn oraya inene kadar konuya dahil değilmiş gibi görünüyor. Ne zaman ki oraya vardığınızda, aslında daha önceki ya da sonraki katmanların size bazı bilgiler bıraktığını fark ediyorsunuz. Örneğin Clu; Her ne kadar Flynn’in yazdığı bir kod bütünü de olsa, sistem onu hem program, hem Flynn’in kopyası, hem de zararlı bir işleme yazılımı olarak tanıyor. Aynı karaktere 3 katman. İlginç tabi.

Daha sonra biraz din konusu var. Star Wars’ın itici gücü sanırım geniş anlamda kendi din sistemini oluşturmuş olması. Güç -manevivyat- ve gücü kullanış biçimi sizi bir okült tematiğine atıyor ve ister istemez bundan hoşlanıyorsunuz. Hangi tarafta olursanız olun, inancınız kadar güçlü olduğunuz bir düzen kurulu.
Tron’un ise dini bir yapımdan ziyade, dini sorguladığını söylemek daha doğru. Tron, kendisini tanrı zanneden bir ana sistem ile, ondan emir alan alt katman yapının hikayesi. Flynn tam bu noktada dini bozmuş oluyor. Çünkü onun sistemden dışarıya çıkabilmesi demek, inanılan gücün kurallarının aslında yıkılabileceğini kanıtlamış oluyor. O zaman da sistem bir döngüye giriyor. Windows’ların mavi ekranı gibi, “sistem kurtarılamayan bir arıza verdi” durumu yani. Senin sistemin hatayı öngöremiyor, hazırlıksız, tanımlayamıyor. O yüzden de sonuçsuz kalıyor ve çöküyor.
Bir de disk meselesi var. Hafıza (veri) disklerini hâleye benzeten sadece ben olamam değil mi? Bir ufak gönderme yaptıklarını hisseden tek kişi değilimdir umarım?

Son olarak kişilikler ve ego konusu var. Star Wars’ın sisteminde aşırı güç kullanımı (normal bir insana göre) olduğundan dolayı, ego ifadelerine hiç gerek kalmıyor. Tron’un sisteminde ise ego her şeyi tanımlıyor. Kendini abartarak büyüyen MCP (kendisini tanrısallaştıran bilgisayar sistemi), arkasına programcıyı aldığı için herkesle dalga geçen Clu (Flynn’in sistem yardımcısı), alıngan ve kırılgan Yori… Örnekler çoğaltılabilir.
Yani Tron sisteminde, dijital olduğunuz kadar insani figürlere de sahip olmalısınız. Hisler, davranışlar, düşünceler, inanışlar hep sizi iki taraf arasında gelgitlere sokar. Gerçek mi? Yoksa sanal mı?

Ben Tron’a cidden enteresan bir bağlılık hissediyorum ve umarım, bunşarı okuyanlar için de birkaç saniyelik düşünme payı yaratmış olabilirm.

Filmden karelerle bitiriyorum…

Ek Not: Bir ara Tron evrenini genişletip, diğer düşüncelerimi de aktarmaya çalışacağım.












Reklamlar

Ben diyorum ki:

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s