Hollywood ve Anime Esintileri… Gibi…


Bugüne kadar kaç film izlediniz de ne kadar yaratıcı dediniz?
Kaç tanesinin konusunun çok özel olduğunu düşündünüz?
Kaç tanesinin Amerika’nın en özel yapımlarından olduğunu hissettiniz?
Oynadığınız o güzel oyunların kaçının nerede icat edildiğini hiç düşünmediniz mi?
Peki neden daha önce hiç anime izlemeyi denemediniz?

Buradan buyurun, minik bir veri depolaması yapalım…

Sinema, TV ya da hepsinin toplaması “ekran” endüstrisi, bugün kabul etmek lazım ki iki farklı koldan yürüyor. Bağımsız ve Avrupa esintileri ile örülü olan ve pastanın en büyük parçasını oluşturan Amerikan rüyası Hollywood.

1902’de ilk sineması, 1907’de ilk sinema ekibi, 1911’de de ilk stüdyosu hayat bulan Hollywood, haliyle sinemanın kalbi olmalıydı ve olmaya da devam ediyor. Ama bu kadar köklü bir geçmiş artık tıkandı mı acaba? Tıkanmayı geçelim de, en büyük yapımlarını harcadı mı ki uzak doğu yapımlarını kullanmaya, onlardan parçalar seçip özümsemeye başladı?

Mevzuyu Hollywood’un hırsızlığı falan diye kısıtlamıyorum, ayıp olur. Ama yani kabul edelim ki kendi diyarında alman kale (alman kaleyi bilmeyenler varsa, http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=alman+kale buradan bir kurcalasın) oynamakla övünen bir burnu büyük, gün geliyor ki çok pahalı filmlerle ve dizilerle alkışlanırken, çekik gözlü arkadaşları takip eden bizler “bunu görmüştük sanki yahu” demekten kendimizi alamıyoruz.

Kendimce vereceğim örneklerin çoğunu Google yardımı ile bulabilir, kendi tartışmalarınızı ateşleyebilirsiniz ama çok da şımarmayın. Doğru ki yazıyoruz yani.

Çok uzun seneler önce, Matrix ilk çıktığında bir fenomen oldu malumunuz. Ancak gerçek kültür takipçileri tarafından GitS’in çalıntı Hollywood uyarlaması olduğu fikriyle çok eleştirildi. Hatta öyle bir noktaya gelindi ki, Wachowski kardeşler kurtuluşları kalmayınca “Ghost In The Shell sağolsun, fikir anlamında bizi çok etkiledi” açıklaması yapmak zorunda kaldı. Bu kadarına da şükür tabi, millet neler neler çalıyor da çaktırmamaya çabalıyor.

Tabi “fikir anlamında” açıklaması çok gerçekçi değildi ve “Matrix vs GitS” konsepti, en az Matrix’in kendisi kadar büyük bir ilgi odağı haline geldi.

Bugün bile hala tartışılıyor olması normal tabi, zira filmler sadece yayınlandığı dönemin insanları için satılmıyor yani. Genç dimağların da çılgın fikirlerine açık.

Temelde GitS’in alınan parçaları arasında logosu, arka fonu vesairesi gösteriliyor ama ben bunları pek umursamıyorum. Yoksa oturup internet sitelerindeki logoları, animasyonları hazırlayan programları bulup ilk kullanan adama lisanslamamız ve dünya üzerinden silmemiz gerekirdi.

Matrix neleri almış ki tartışıyoruz?

Öncelikle GitS, (sibernetik araçların, siber organizmaların) robotların bir ruhu olup olmadığını sorgulayan bir yapımdı. Zamanının çok ilerisinde olduğunu da damgasıyla basa basa belirtmek lazım ki, ondan önce yapılmış olan A.D. Police, Patlabor, Wicked City, Bublegum Crisis ve benzeri yapımların bu derece öne çıkmamış olmasının sebebi anlaşılsın.

Her iki yapımda da, doğum teması sistemin bir parçası olarak ama sistemden kurtuluş olarak resmedilmiş. Anne karnı olarak anlatılan küvöz, rahim gibi bir içi sıvı odacık olarak tasarlanmış. Rüya görmemizi, benden fonksiyonlarımızın kontrolünü, gıda almamızı ve öğrenmemizi sağlayan çeşitli kablolar ile bu bölmede doğumu bekliyoruz. doğum zamanı geldiğinde ise, sistem size veri ve meta aktaran (ya da böyle resmediliyor) kabloları iptal ediyor ve sıvıdan dışarıya çıkmak zorunda kalıyorsunuz.

Uyanışla beraber, bedende kalan türlü giriş birimleri olduğunu (prizler? gelecekten usb yuvaları?) görüyoruz. GitS’in bu nıktadaki başarısı, o delikleri kullanıma açması. Ana karakter Motoko o kısımları ekibi ile iletişimde kullanırken, Neo sadece veri yüklemeye devam etmek ve Matrix sistemine giriş için kullanabiliyor.

Ardından GitS’in teorilerine ve Matrix karşılıklarına bir bakmak lazım.
GitS’e göre, insan bir kabuktur ve ruh, orada olduğu düşünülen ama varlığı netleştirilememiş bir materyaldir. Metafizik olup olmadığı, fiziksel ya da akımsal bir sonucu olup olmadığı bilinmez. Vicdani karar verebilen bir android için, vicdan sahibi olmak kodsal olarak imkansızdır. Çünkü vicdan anlık bir duygusal tepkimedir ve androidler kodlamaların oluşturduğu sonuçları elde ederek yanıt verirler. Matrix’de ise, İnsan Matrix adındaki rüyada varlığını sürdüren uykuda bir varlıktır. Düşünceleri ve hisleri elektriksel olarak edinir ve bunları gerçek adleder.
GitS için toplum, varlığın devamı için değil de devam eden varlıkların oluşturması gereken bir topluluktur. Siz ne kadar farkında olursanız olun, toplumun farkındalığını asla anlayamazsınız. Onlar sizin doğrunuzu kabul etmek ya da paylaşmak zorunda değillerdir. O yüzden de toplum bilinci sonucu yanlış bile olsa, tüm toplumun kabul ettiği bir noktadaysa doğru cevap o kabul edilir.
GitS’in koruyucu sistemi, kendisini toplum içinde var eder. İç ve dış sistemler yoktur. Tüm fraksiyonların ve işlemlerin aynı ekosistemde birlikte yaşadığını anlatır. Matrix’de ise , Zion’un olduğu dış, Matrix adında da iç bir evren vardır ve ikisi birbirinden bağımsızdır. Ancak Wachowski kardeşler ne hikmetse Zion’da yaşayanların aslında Matrix evreninden geldiğini neden kabul etmediklerini anlatmaz ve ikisini farklı olarak aktarır. Eğer ki Matrix olmazsa, Mimar (architect) yeni bir tasarım yapmamış demektir, o halde Zion yok demektir, o zaman da ekosistem asla var olmayacak demektir. Peki o halde Mimar nerededir? Eğer dış dünya makinelerin kontrolündeyse ve insanlar artık orayı kullanamayacaksa, Mimar’ın da Matrix’e girmesini sağlayan bir ofisi mi vardır? O zaman makineler neden otomatikman onu öldürüp, kendi ekosistemlerini yok edecek insanların yaratılmasına izin vermektedir? Yani Matrix sistemi oluştururken ne kadar eksik kaldığını aktarmakta bile eksik kalırken, GitS’in ekosistemi yaşam düzlemimizde gerçekleştiği için, soru işaretleri konusunda dahatemiz kalmıştır.
GitS’in düşünce sistemi, bulunduğu sistemi anlamaya çalışan ve sorgulayan karakterlerlei bşr yandan da onları kabul eden yan karakterle örülüdür. Matrix’e ise Zion dışında kalan karakterler ne yaptıklarını bilmez ama gene de oradadırlar.

Şimdi farklı gibi görünüyorlar ama aslında konu, uzak doğu mantığının daha karmaşık ama anlatılabilir, Matrix’in ise daha aksiyonlu ama temelde baz aldığı mevzuları bile geniş olarak düşünmemiş bir yapım olduğunu anlatmak üzerine gidiyor. Bu derece konsept benzerliği olmasına rağmen, gönül Matrix’in “yaptık ama olmadı” diyebilmesini isterdi.

2006’da piyasaya çıkan Paprika’nın konusu bayağı enteresandı…

Enstitünün birirnde icat edilen bir makinenin yardımı ile, Chiba Atsuko adlı araştırmacı insanların rüyalarına giriyor ve onların hayatlarındaki travmaları düzeltebilmek için sorunlarını çözüyordu. Bunun için bildiği tek yöntem ise, hastaların rüyalarını tasarlayıp, güzel dedektif Paprika olarak onların rüyalarının en gizli köşelerinde sakladıkları travmaları keşfedip yok etmekti. Yani doktor rüya tasarımcısı ve rüya gezgini bir dedektif idi.

Bundan birkaç sene sonra çıkan Inception’un konusunu ise, neredeyse yukarıdaki kelimelerle anlatmak mümkün. Konu biraz daha ekstralarla örülü olsa da, bir rüya makinesi, rüyaların tasarlayan bir kişi, rüyalara girip travma yaratan gizli noktalar kısımları tamamen aynı.

Başka bir söze gerek var mı?

Bu konuda yorum yapmıyorum, aşağıda karşılaştırma resimleri var, onlar yeterince şey söylüyor.

Bu arada Jungle Taitei 1965, Lion King 1994 yapımı.
Jungle Taitei’nin Amerika sürümünün adı “Kimba The White Lion” -Beyaz Aslan Kimba-.
Lion King’in ilk tasarım aşamasında, Simba beyaz bir aslan.
Lion King’in 1993’te yapılan tanıtım partisinde, Simba gene Kimba kostümü giymiş bir tasarımcı tarafından tanıtıldı.
Matthew Broderick’in anlaşması, “Kimba The White Lion”‘ın yeniden çekilen Amerika sürümü içinmiş.
Artık aradaki boşlukları siz doldurabilirsiniz.


Bu arada Kimba The White Lion ya da orijinal adıyla Jungle Taitei, Osuma Tezuka’nın Japonya’ya animasyonu getirdiği kabul edilen birkaç eserinden birisidir. Diğerleri için de, Tetsuwan Atom’u, Wan Wan Chuushingura’yı ve Saiyuuki’yi (1960) incelemek gerekir. Özellikle Saiyuuki için minicik bir resim koyuyorum aşağıya, örnek olsun diye.

Japonya’da -ya da uzak doğu da olabilir- 1900’lerin başından beri yapılan bu tarz -animasyon- eserlerin tümü, Osamu Tezuka araya girene kadar kısa metraj ve kağıt karakterleri oynatma gibi temel tekniklerle hazırlanıyordu.

Saiyuuki ve son dönemin bilinen bir filminden bir kare koyalım şuraya da:

Şöyle de 1982 yapımı “New Pilgrims To The West” filminin bir karakterini yerleştiriyorum:

Ve aklıma gelen son hikayede sıra:

İzleyen oldu mu aranızda bilmiyorum? Film güzeldi ama anime daha güzel.

1984 yapımı Plawres Sanshiro bizim TRT’de de yayınlanmıştı. 30cm’lik robotlarını bir arenada güreştirerek, en güçlü olduklarını kanıtlamaya çalışan oyuncuları konu alıyordu.
2011 yapımı Real Steel’de ise güreşen robotlar var. Ama bakmışlar eskisi o kadar iyi değil, robotları büyütmüşler, 30cm kesmemiş.

Son söz:

Daha fazla örnek muhakkak ki vardır ama hem benim, hem de temel araştırma yapanların hemen hepsi bunları biliyordur diye düşünüyorum.

Demem o ki, animelere çizgi film diyen komik dimağlar aslında o komik buldukları, çocukluktan sonrasına yakıştıramadıkları animasyonların verdiği gazla çekilmiş filmleri izlerken ağızlarının suyunun aktığını fark etmiyorlar. Hollywood belki film endüstrisinin lokomotifi olabilir, ama unutmamak lazım ki son dönemde onlar da iyice düşüşe geçtiler. Senaristlerle olan anlaşmazlıklar, film sektöründeki yüksek vergiler, çalışanların ve aktörlerin kiralanması için ödenen maaşlar, stüdyo kurmak ya da kiralamak için karşı karşıya kalınan bürokrasi ve daha bir çok sebep dolayısı ile artık daha kısa ve kolay yoldan çalışmak cazip geliyor.

Hazır senaryolar uzak doğuda var. Esinlenmek de bedava. Sağını solunu yaldızlayacak çılgın efektler de sektörün olmazsa olmazı. O zaman elde yaratıcılıktan ziyade “gündeme uydurulabilirlik” yeteneği ve önemli sayılabilecek değişikliklerle, telif davalarından kıvrıla kıvrıla kaçmak kalıyor.

Tabi her şey sinema demek değil. Başka diyarlardan çıkıp, Amerika’nın zannedilen onlarca ürün var ki, bu vahşi batının değil, tamamen reklamcılığın başarısıdır -ve tabi ki diğerlerinin başarısızlığı-.

Orijinali başka ülkenin olsa da, Amerikan yapımı olduğu zannedilen birkaç şeyi listeleyip, yazıyı kapatıyorum.

Robotech – Orijinali 1982 yapımı Choujikuu Yousai Macross aslında. Amerikalılar kesip, biçim, dublajlayıp, hatta konusunu ve adını bile değiştirip sattılar bir güzel. TRT bile Robotech olarak yayınlamıştı.
 Hyakujuu Ou Golion – Gene TRT’de yayınlanmıştı. Amerika yayınlama haklarını aldıktan sonra gene konu ve bölümlerde bir oynamaya gitti. Biz onu “Voltron” olarak biliyoruz.
Transformers – Orijinali Takara firması tarafından vücuda getirilmiş Diaclon ve Microman karakterlerinden oluşurken, Hasbro paketi alıp Amerika’ya getiriyor, Marvel ile ortaklaşa bir çalışma ile tasarım üzerinde oynuyor ve para basmaya başlıyor. Kullandıkları çoğu robot, halihazırda bir çok farklı animeden geliyor. Akabinde de temanın yaratıcısı olan adama lisans ödeyip, tüm hakları üzerine alıyor.
Kola – Bildiğin kök birası…
Şarap – Şarabın kökeninin, bugünün Gürcistan’ı olduğunu bilmek çok garip bir şey. En çok tüketildiği yer Fransa, en çok üretildiği yer de Amerika olunca tabi, Gürcüler kusura bakmayacak.
Otomobil – İlk tasarımı bir çinliye, yolcu taşıyabilen ilk örneği bir fransıza (bkz: Nicolas-Joseph Cugnot), bugün bildiğimiz modeli bir almana (bkz: Karl Benz) aittir. Ama gene de ilk araba olayını Henry Ford yaptı derler sürekli.

Reklamlar

Hollywood ve Anime Esintileri… Gibi…” üzerine 2 yorum

  1. Tek bir duzeltme; ilk seri uretim arabayi Ford amca yapti derler ama bazi ilgi ozurlu kisiler “seri uretim” kismini unutup ilk arabayi Ford’un yaptigini zannediyor olabilir, ben denk gelmedim..

Ben diyorum ki:

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s