Rise of The Triad – Bir tarihin oyunu


FPS oyunlar -ya da Doom gibin, Quake gibin, silahın göründüğü oyunlar, adam vurmacalı… artık yerel halk ne diyorsa- için çeşitli milatlar olduğunu biliyoruz zaten de, benim aklıma yer edenlerden bir tanesidir Rise of The Triad. Belki ilk RPG/FPS denemelerinden olmaya çalıştığı için, belki ilk PC oyunlarımdan olduğundan ya da belki canım öyle istediğinden…

Wolfestein’in ağır milli saldırı platformunda yerleştirdiği bomba -naziler, almanlar, onları öldürmek gibi-, yeni bir oyun mantığını iyice oturturken, diğer taraftan da rakiplerinin kendilerini geliştirmeleri ya da en azından “iyi taklitler” hazırlaması için gereken yolu açtı.

Konumuz ROTT de bunlardan bir tanesi işte. H.U.N.T. (High-risk United Nations Task-force) ekibinin bir üyesi olarak, San Nicolas Adası’na gidip, bir manastıra yerleşmiş köklü bir tarikatı engellemeye çalıştığımız güzel bir FPS/RPG.

Yaşlı olmasına rağmen -ki oyunun yayınlanma tarihi 1995-, o gün için bayağı atılımsal bazı yeniliklere sahipti. Bir kere seçilebilir karakter olarak 5 kişi vardı. İster hatun ol, ister erkek. Seçim senin.
Bu noktada yaptığın seçime göre karakter özelliklerini ve oynayış tarzını değiştir. Zira bazıları uzun ve çevik, bazıları şişman ve hantal, bazısı zor ölüyor, bazısı kolay vuruyor. Her detay oyunda ilerleme şansını değiştirebilirdi.
İşte sırf bu iki özellik bile, bir çeşit RPG denemesi olarak adlandırılabilir bence. Ama bir ekstrası daha vardı ki, o da 11 kişilik çoklu oyun modu. Daha adam gibi internet yok arkadaşım, o zamanlar IPX/SPX kurmakla kasıyoruz ağdan oynayalım diye. Evden eve manyak gibi bilgisayarlar taşınıyor falan, neymiş “oyun partisi” yapılacak. Böyle enteresandı işte.

Bunun dışında, yaşına göre enteresan bir özellik olarak, vurulan düşmanların ölü taklidi yapması sayılabilir. Düşmanların bazılarını yerde görmüş olmanız, öldükleri anlamına gelmiyordu. Biraz ilerledikten sonra, çatışmanın en civcivli anında arkadan gelen mermiler cidden rahatsız ediciydi.

Bu arada oyunda normal silahlar, büyük silahlar, bir de sihirli olanlar vardı. Silahların mermisi sınırsız ama zayıf, büyük olanlar sınırlı mermili, sihirli -büyülü ya da işte her neyse- olanların ise hem sınırlı mermileri, hem de belli karakterlerin kullanımı gibi limitleri vardı.

Oyunun genel oynanışı rahatken, sürekli aynı hareketleri yapmak zorunda olmak en büyük eksisiydi. Evet, oyunda sadece bir yöntem var ve o yöntemle de oyun bitiyor. Bazı haritaların şekli değişiyordu ama o da yani işte çıkış olması gereken yerde değil de, 2 oda solda/sağda yer alıyordu.

Açıkçası özledim bunları oynamayı. Bugün türlü taklalarla bilgisayarları zorlayan oyunlara bakıyorum da, biz çok şımardık. Grafiklere, seslere teslim olur hale geldik. Ne değişik bir oyun, ne de enteresan bir deneme göremez hale geldik.

Viva la DosBox!

Dip Not: Bu oyunun temeli, Wolfestein 3D II aslında. Sonradan olay çok uzayınca, farklı bir oyun haline geliyor. Şunu diyeyim ki eğer bu oyun Wolf 3D 2 olarak yayınlansaydı, Wolf’un egemenliği engellenemezdi.

Reklamlar

Ben diyorum ki:

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s