Senna ve Prost hakkında


Dünya tarihindeki belki en sert, en psikolojik sporlardan -ki ben otomobil yarışlarını spor olarak değil, tutku ya da adrenalin gibi bir sınıfa sokmayı makul görüyorum- biri, hatta belki en güçlüsü olan F1 ve siyaset hep canımı sıkmıştı.

2012 Mayıs’ta, krallığından bir kaza sonucu inen Senna ve onun parlaklığını kazandığı McLaren takım arkadaşı Prost arasındaki çekişmeye istemsiz bir sinir stres besliyorum.

Tabi bu arada reyting manipülasyonu yaparak araya F1 ve Senna tribinü yaptığım söylentileri de var. Bunları yayan insanları bile alkışlamaktan geri kalmıyorum. Öyle de sevgisi olan, öyle de enteresan bir orta saha oyuncusuyum. Bir Alex olmasam da…

Bunu daha önce de tartışmış, söylemiştim ama benim asıl sürücülerim Villeneuve ailesi olmuştur. Tabi ki Senna muhteşem bir sürücüydü ama işte insanların beğenileri ve seyir zevkleri tartışılmıyor. Villeneuve sürücülerinin o Kanada’lı saçmalıkları da hoşuma gidiyordu. İzlediğim röportajlarında ses tonları, aracı kullanırken tahmin edilememeleri falan -ki oğul Jacques’ın aslında pırasa yetiştirmek için doğduğunun farkındayım- doğru olanmış gibi geliyordu. Belki işin tabanında herkesin sevdiğine karşı duyulan istemsiz antipati, istemsiz kaçış da olabilir, emin değilim.

Sıralama isteseniz, takip ettiğim dönemde gene Villeneuve’lerden sonra Trulli derdim, Hakkinen belki alt sıralarda olurdu, Irvine aralara sıkışırdı ama hani genelde çok kazanmamış, çok kaybetmemiş, ortalamanın üzerinde durmayı başarmış seviyelerden seçim yapardım.

Gelelim asıl konuya;

Kafamın keyfine göre, Alain Prost tam bir fransız züppesi olarak, kralı olduğunu düşündüğü yarıştürüne yeni bir rakip gelmesini, hem de kendisinden daha iyi bir rakip gelmesini sindiremedi. Hazımsızlığını da Senna’dan çıkarmak istedi.

Senna’nın diğerlerinden ayrılan tarafı o “kolej havası” dediğimiz mevzuydu sanırım. Baktığımız zaman profeyonelleşen tüm sürücülerden farklı olarak, ciddiyetini koruyabilen çocuk ruhlulardan olduğu belliydi.

Prost’un o “ben bilirim” sevdası ve -tabi ki- kontrolsüz saldırganlığı dolayısı ile, Senna’ya rakip olabileceğini düşünmesi komik sonuçlandı. Kendisinden 5 yaş küçük olan rakibinin mental gelişimini tamamlaması için sadece Jean-Marie Balestre’in Prost’un tarafını tuttuğu ve ona yardım etmek için tüm kurallarla oynayabileceği ve tabi ki bir diğer yarışmacının sistemden çıkmasına sağlamaya kadar gidebileceğini görmesi gerekiyordu. Böyle de oldu. Prost ile Senna’nın Suzuka kazasından sonra gelişen olaylarla birlikte Senna yükselmeye, kafa ve sürücü olarak gelişmeye, Prost ise öğrendiklerini uygulamaya devam edip, ilerlememeye başladı.

Senna’nın inancıyla dalga geçti, araç kullanımına karıştı, takım içi dengeler yüzünden sorunlar yarattı. Kısacası itilen küçük kardeş oldu. Zaman değişti ama o bunu kabullenmedi.

Bugün Senna’nın pistte hayatını kaybetmesinin üzerinden 18 seneden fazlası geçti ve Prost hala Senna’yı adam gibi anlatamıyor, kaçak kelimelerle, “öyle mi olmuşmuş” cümleleriyle itekliyorsa, gerisini siz anlayın işte. Brigitte Bardot, Sophie Marceau ve Eva Green dışında güvenmem arkadaş fransız insanına.

Yani demem o ki, Prost’u çok ciddiye almamak lazım. Kazadan ve ölümünden önce Prost’a yakınlaşan da Senna idi, aralarını düzeltmeye çalışan da. Prost ise Senna’nın kazanmasını sabote etmeye o kadar odaklanmıştı ki, işin keyfinin artık çoktan kaçmış olduğunu göremiyordu bile.

Demem o ki, şunu hatırlatıp ekrandan çekilmek isterim;

“Villeneuve birçok durumda olağanüstü şeyler yapmıştı. Senna ise, arabaya bindiği her seferde olağanüstüydü.” – Jeremy Clarkson

Reklamlar

Ben diyorum ki:

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s